SENİ SEVİYORUM ATAM Bugün 10 Kasım Atam Herkes seni anlatıp, överken Ben resminebakıp Nasıl bir çocuk olduğunu düşündüm Neye kızardın ? Ya da canın yanınca Sen de benim gibi ağlar mıydın ? En çok hangi rengi severdin? Sanırım mavi Çünkü mavi , gözlerinin rengi İster miydin sen de benim gibi hemen büyümeyi ? Nasıldı Atam çocuk düşlerin Bilir miydin çocukların hayallerini süsleyeceğini Büyüyüp debir millete önderlik edeceğini İşte bu 10 Kasım da seninleyim Gözlerindeki ışıkla yükseliyor hayallerim Çocuğum, çocukça ümitlerim Söz veriyorum izinde yürüyeceğim Ulaş ÇAM yalova/altın ova-Vakıtbank İlköğretim okulu 3.sınıf öğrencisi
Bir arkadaşımın oğlu ,sevgili Ulaş yeğenimin çok güzel bir şiiri..KUTLUYORUM 2000 li yılların genç ŞAİRİNİ.
“Merhaba. Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.
Yürek.. nasıl da dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Güler ZERE
Sevgili Güler ZERE tabiî ki sesin bize ulaşıyor-sesin sesimiz oldu-önce TAŞ duvarları aştı-sonra sınırları aştı-bin bir lisan birbirine karıştı-ortak payda GÜLER ZERE ye özgürlük oldu. Ama sevgili Güler ama sesimiz bir türlü TAŞ kalplere ulaşamadı. Soruyorum yetkililere bu kız ne yaptı? HUN harca cinayet işleyip kafamı kesti. Bankalar mı hortumladı ???
SORUYORUM SİZLERE KAPİTALİZME KARŞI OLANLAR!
Yok eğer bu kız çıktığında sağlığına kavuşturulduğunda bu kokuşmuş KAPİTALİST sistemden bizi kurtaracak kadar güclü ise eeeyyy türk halkı ve dünyada ezilen tüm ulusların halkları ZERE yi kurtarmanın yöntemleri için caba sarfedin.
Farklı bakmasını bilen, ayrıntılarla ilgilenen diğerlerinin baktıkları halde göremediklerini yazdıklarıyla satır aralarında görmelerini sağlayan kişidirAydın-Yazar-Şair-Çizer.
Bütün yazarların, şairlerin bakış açısı, kurgusu yazı biçimlerinde aynı değildir, çünkü onlar farklı bakmayı bilenlerdir. Zaten onları bakmayı, görmeyi hissetmeyi bilmeyenlerden ayıran özellik budur.
Birbirleriyle didişirler, hepsi kendini beğenir kendi doğrularını yazarlar, çizerler. Dünyanınher yerinde sömüren ve sömürülen vardır ve her yerinde de farklı bakmayı bilen yazar-çizer-şair vardır. Para diye farklı bakışını sömürenin dar bakışına indiren, onun gözleri ile bakmaya başlayan sözde AYDIN oluverenler vardır. Bunlar bakıp ta göremeyenlerden daha tehlikelidir. Ülkemizde bu tiplere Liboş-Dönek yakıştırmaları yapılmaktadır.
Taviz vermeden yazımlarını sürdüren gerçek aydınların-Düşünen beyinlerine-bakmayı bilen gözlerine- korkmayan yüreklerine-insancıl duygularına ve yazı yazan parmaklarına sağlık diyorum. YOLLARI AÇIK OLSUN.
Ya! Ne oluyor yurdumda. Bir deli kuyuya bir TAŞ atar, binlerce akıllı çıkarmaya çalışır-ya da binlerce akıllı kuyuya TAŞ atar, birkaç deli de üstünü örtmeye çalışır.
Şimdi bu ne demek mi?Açıklayayım.
Sene 1990'lı yıllar, binlerce akıllı adına biri bir programda sahneye çıkıp ' içinde Kürtçe parça olan bir kaset yapacağım'' diyor, hurra birkaç delicik hemen üstünü örtüyor hemide aylarca-yıllarca söylene söylene -Aynı gün akıllılar adına kuyuya TAŞ atana birde çatal-kaşık atanlar varki, sahi onlar kimdi? Türkçülükle alakası olmayan POPÇU bozuntuları..Ve de hemi sağcı, hemi de solcu geçinen yazarlar gıkınız çıkmadı eleştirdiniz sizde akıllıyı..Birde ne sağcı nede solcu sadece O…….çocuğu olan yazarlar,onlarda aynı nakaratla akıllıya saldırdılar ve dolaylı ölümüne sebep verdiler, nerde VİCDANınız bari özür dileyin şimdi.
Benim içinde bulunduğum taşra il ve ilçelerinde aktif yöneticilik görev yaptığım sendikam EĞİTİM-SENtüzüğünde ' ' ANA DİLDE EĞİTİM HAKKI'' dedi
Hakkı sözü haksızlığa uğratıldı… ' Onu tüzüğünden çıkar seni kapatırım'' tehditleri aldı, yani üstünü kapatmaya çalıştılar, yine gıkları çıkmadı o sağcı-solcu ve de O……. Çocuğu yazarların.
Ya! Ne oluyor ne oldu da şimdi yurdumda tüm yazarlar ayırt edilmeksizin köşelerinde aynı TAŞ'ı kullanıyor. Bizi tehditler eden Devlet-Hükümet yöneticileri o TAŞ'ı kullanıyor. O TAŞ'ı ellerinde BAYRAK ettiklerini sananlar, sizi mecliste tanımayan ama en sağcısı bile örf adetlerimizin gereğini yerine getirerek ellerinizi sıkarken,sizi HİÇ'e sayan hükümet yetkilileri ile sarmaş dolaş olmak neden?
Sahi noldu da Hükümetimiz aynı TAŞ'ı kuyuya atıyor.Sanki daha önce atılmamış, bir sürü insan o TAŞ yüzünden ceza görmemiş gibi…NE OLUYOR???
Çok büyükler-ÇOK ÇOK BÜYÜKLER önce yan gözle bile bakma, sonrada onlarla kuzu sarmasımı olun dedi. Peki yüzüne bile bakılmayanlar- size yapılan bu değişime tepki değilde övgü neden? İki tarafında samimiyeti inandırıcı değil, her iki taraf büyüklerinin yazdığı senaryoyu oynuyorlar. Şimdi ' BİZ KARDEŞ OLALIMCILIK' oyununu oynuyorlar. Sebep büyük çok büyük'ün Ortadoğu oyununun Pİ.(yonu).Ya neydi Pİ sayısı 3,14 dü demi.Ortadoğunun 3,14 şiddetindeki depremini yaratmak. KOLAY GELSİN denmeyecek tabi'BİZ KARDEŞ OLALIMCILIK' oyunu sanırım bir iki perde, biter oda. Ne de olsa oyun izleyen sonunda başka oyunlar da bekler ya da senaryo yazanlar başka oyunları sahneye koyarlar.
Bizce yani TAŞ'ları doğru zamanda kuyulara atanlarca, samimi olanlarca 'BİZ KARDEŞ OLALIMCILIK' oyunlarına alet olmayacaklarla-yıllarca dedik ki'BİZ ZATEN KARDEŞİZ'
.Atatürk, az mürettebatlı taka bir vapur ile Samsun’a çıkarken, size çok
Mürettebat’lı bir geminin kaptanlığını bıraktı, siz küreklere geri geri asılarak samsun tarafına değil Osmanlı İstanbul’ una doğru yol aldınız. E ne diyelim hala o gemide mürettebatlık yapan sözde aydınlara lafım, onlar kafalarını kaldırıp geri geri gittiklerinin farkına varmıyorlarsa biz napalım. Umarım Osmanlı İstanbul’una varmadan gemileri batar ya da herhangi bir tayfa geminin kumandasını ele geçirir de rotasını değiştirmeyi sağlar...Ama doğru yolu bulan daha donanımlı ve de cüssesi küçük mürettebatı bilinçli gemiler var.Cumhuriyet İstanbul’u hiç bir zaman Osmanlı İstanbul’u olmayacak.
Yılmaz TURPCU
Not: Hitap şeklimi valla ben belirlemedim, son açılımından sonra (karanlığa açılımı) Toplum tarafından konuldu.
Türkiye’nin 1993 yılının sonlarına doğru Avrupa Birliğine üye olabilme adaylığı kabul edildi ve AB tarafından ülkemize ev ödevleri verildi. Kısacası demokrasiyi iyice öğrenin de
Gelin dendi.
Eğer AB tarafından söz konusu olmasaydı, demokrasi ülkemize gelmeyecekmiydi?
Yıllardır demokrasiden söz eden büyük devlet adamlarımızın söz ettikleri demokrasi,AB nin söz ettiği demokrasiden farklımıydı? Bizden istedikleri demokrasi biçiminin içinde neler vardır tam olarak bilemesem de yıllardır girmek için uğraş verdiğimiz Avrupa ülkelerinde 8-11 ve 13 yıllık zorunlu eğitim olduğunu, hastanelerden paran yok diye insanların dışarıya atılmadıklarını, en fakirlerinin bile ülkemize gelip tatil yapabildiklerini biliyoruz.
Çocuklarını döven ailelerin devlet tarafından ceza gördüğü, okullarda öğrencilerin dayak yemediğini duyuyoruz. Oysa dünyadaki tek çocuk bayramı kutlanan ülkemizde,çocukların öğretmen istiyoruz gibi çok onur verici bir istemleri takdir edilmesi gerekirken soruşturma açılmasını, çocukların işkence gördüğünü,aile içi şiddet gördüğünü, basında ve televizyonlarda duymamız, insan hakları konusunda çok gerilerde olduğumuzu gösteriyor.
Eğer ortak amaçlarla,ortak ülke olunacaksa,Avrupa Birliğine girdiğimizde eğitim sistemimiz yönlendirmeli olacaksa yani öğrenciler yetenekleri doğrultusunda eğitim göreceklerse,insanlarımız hastanelerden paran yok diye atılmayacaklarsa,öğretmenlerimiz aylıklarımız artırılsın dediklerinde alanlarda dayak yemeyeceklerse,öğrenciler okulda öğretmenlerden, evde ailelerinden,kadınlar kocalarından dayak yemeyeceklerse, sıradan bir aile Türkiye’nin her tarafında ailesi ile birlikte tatil yapabilecekse ve ülkemizde trafik canavarları azalacaksa,Avrupalılarda ortak ülke söylemleriyle ülkemiz üzerinde hakimiyet kurmayacaklarsa ve en önemlisi de AB de ABD emperyalizmi gibi kan emiciliğine soyunmayacaksa ,aydınlarımız,ilericilerimiz yeniden alanlarda ‘ ‘ Kahrolsun ABD emperyalizmi’’ gibi bu seferde‘ ‘Kahrolsun AB.Emperyalizmi’’ gibi yürüyüşler yapmak zorunda kalmayacaklarsa (yapacaklarmış gibi görünüyor ya)
BİR AN ÖNCE ADAYLIĞIMIZ KABUL EDİLSİN DERİM
Not: 1. İnanın Akdeniz den denize döküp gönderdiklerimiz, diğerlerinin de kuyruklarını çatlarına sokup kaçırdıklarımızın, kapılarında bizi de AB’ye alın diye beklememiz, onları düşürdüğümüz duruma sokuyor, kanım donsa da sayın Çetin Altan’ın hemen hemen her yazısının sonuna koyduğu ‘ ‘ENSEYİ KARARTMAYIN’’ sözü aklıma geliveriyor….
2. Yıllar önce kaleme aldığım,yayınlanmış bir yazımdı…